kırmızı mercimek çorbası

padisah
kırmızı mercimek çorbası
kelebeksozluk.com/foto

KAÇ
KİŞİLİK
6 kişilik

HAZIRLAMA
SÜRESİ
20 dakika

PİŞİRME
SÜRESİ
45 dakika

Kırmızı Mercimek Çorbası Tarifi İçin Malzemeler

Çorba için:
1 su bardağı kırmızı mercimek
2 adet orta boy havuç
1 adet orta boy kuru soğan
1 diş sarımsak
6 su bardağı sıcak su

Terbiyesi için:
3 yemek kaşığı ayçiçek yağı
1 yemek kaşığı un
1 tatlı kaşığı domates salçası
1 çay kaşığı tuz
1/2 çay kaşığı karabiber

Kırmızı Mercimek Çorbası Tarifinin Püf Noktası
Çorbanın yapımında düdüklü tencere kullanmayı tercih ederseniz pişirme süresini kısaltmış olursunuz.

Kırmızı Mercimek Çorbası Tarifinin Pişirme Önerisi
Küçük parçalar halinde doğradığınız kuru soğan ve havucu yağda kavurduktan sonra sıcak su ve kırmızı mercimek ilavesiyle özleşene kadar pişirebilir sonrasında terbiye karışımıyla kaynatabilirsiniz. Çorbayı et ya da tavuk suyuyla hazırlayabilirsiniz.

Kırmızı Mercimek Çorbası Tarifi Nasıl Yapılır?
Ayıkladığınız kırmızı mercimeği bol suda yıkadıktan sonra suyunu süzdürün.

Kabuğunu soyduğunuz kuru soğan, havuç ve sarımsağı küçük parçalar halinde kesin.

Kırmızı mercimekle birlikte tencereye aldığınız doğranmış sebzelerin üzerine sıcak suyu kattıktan sonra kısık ateşte 35-40 dakika kadar pişirin.

Kırmızı mercimekler yumuşayana kadar pişirdiğiniz çorbayı, blenderdan geçirerek püre haline getirin. Kıvamı koyu geldiyse az bir miktar sıcak su katın.

Çorbanın terbiyesi için; ayçiçek yağını küçük bir sos tenceresinde kızdırın. Unu hafif bir renk alana kadar kavurduktan sonra domates salçası, tuz ve karabiber ekleyin.

Sıcak durumda olan çorbadan bir miktar katıp hazırladığınız salçalı terbiye karışımının kıvamını açtıktan sonra çorba tenceresine aktarın.

Kırmızı mercimek çorbasını kısık ateşte 3-5 dakika kadar kaynattıktan sonra sıcak olarak sevdiklerinizle paylaşın.

akciğer kanseri evreleri

Aysegul0606
Akciğer kanseri evreleri 4'e ayrılır. Eğer kanser akciğer içindeyse evre 1, en yakın lenf bezlerine yayılmışsa evre 2, her iki akciğer arasındaki boşluğa ve akciğer zarına yayılmışsa evre 3 ve kemik, karaciğer, böbrek üstü bezleri gibi organlara yayıldıysa da evre 4 olarak tanımlanır. Akciğer kanseri evrelerinintedavi planları da birbirinden farklıdır. Akciğer kanseri 1. evrede tespit edildiyse tedavide başarı oranı daha yüksektir. Akciğer dokusundaki tümörlü hücreler ameliyatla temizlenir ve doktorun kararına göre koruyucu tedavi planlanır. Hastalık ileri evredeyse; kemoterapi ve radyoterapi tedavilerinde, hücre tipine göre hangi ilaçların kullanılacağı ve ne kadar süre devam edileceği de doktor tarafından belirlenir.

Küçük hücreli olmayan akciğer kanserinde evreleme
Akciğer kanserinin tedavi yönteminin belirlenmesi için kanserin evresinin tespit edilmesi gerekir. Tümöre ve yayılım durumuna göre evre belirlenir.

Evre 1: Kanser, 5 cm veya daha küçük boyutta olup lenf düğümlerine yayılmamıştır.
Evre 2: Kanser, lenf bezlerine yayılmamış ancak 5 cm'den büyük veya göğüs kafesine veya diyaframa (göğüs boşluğu ile karın boşluğunu ayıran zar yapı) yakındır. Kanser, 7 cm veya daha küçük, lenf düğümlerine veya bronşların yakınlarına yayılmışsa da ikinci evre olarak kabul edilir.
Evre 3A: Kanser, akciğerlerin arasındaki lenf düğümlerine yayılmış veya soluk borusunun ikiye ayrılan bölümüne yakındır. Bu yayılma oldukça sık görülmektedir. Bunun yanında, akciğerlerdeki lenf düğümleri veya bronşlara yakın ya da lenf düğümlerine yayılmadan kalp, nefes borusu, diğer akciğer lobu gibi organlara yayıldığı da gözlemlenmiştir.
Evre 3B: Kanserin, göğsün diğer tarafındaki lenf düğümlerinde veya köprücük kemiğinin üstünde veya daha geniş (kalp, nefes borusu gibi) ve göğsün ortasındaki lenf düğümlerinde veya soluk borusunun ikiye ayrıldığı bölgeye yakın görülmektedir.
Evre 4: Kanser, her iki akciğerde, akciğeri ve kalbi çevreleyen sıvıda veya karaciğer, beyin, kemik gibi vücudun diğer bölümlerine sıçradığı görülmektedir.
Tedavinin seçimi hastalığın yaygınlığı ile ilgilidir. 1. ve 2. evrede cerrahi müdahale en yaygın tedavi şeklidir. 3. evrede ise tedavi seçimi 3A ve 3B evresine göre değişir. 3A evresi son derece kapsamlı değerlendirilmesi gereken bir evredir. Bu evrede PET-BT sonucu göz önüne alınarak mediastinoskopi veya bronkoskopi ile göğüs boşluğunda yer alan lenf bezlerinde örnekleme yapılır. Bu örnekleme sonucuna göre tedavi konusunda karar verilir. 3B evresinde olan hastalara radyoterapi tek başına veya kemoterapi ile eş zamanlı olarak önerilebilir. 4. evrede ise radyoterapi veya kemoterapi de hastalığın süresini yavaşlatma ve semptomları kontrol etmede kullanılabilir. Son yıllarda yaşanan en önemli gelişme, uygun hastalarda akıllı moleküllerin (hedefe yönelik ilaçlar) kullanımıdır. Bu ilaçların kullanımının uygunluğu hastanın tümörüne yönelik detaylı patolojik inceleme ile kararlaştırılır. Günümüzde, ileri evre küçük hücreli olmayan akciğer kanserinde bireye özgü tedavi denilen yöntemlerin her hasta için uygun olup olmayacağının test edilmesi ve hasta için bu şansın gerektiğinde kullanılması son derece önemlidir.

Küçük hücreli akciğer kanserinde evreleme
Küçük hücreli akciğer kanserinde kesin tedavinin belirlenmesi için hastalığın evresi tespit edilir. Bu evreleme; akciğere sınırlı ve akciğer dışına da taşmış yaygın hastalık olmak üzere iki başlık altında değerlendirilir. Sınırlı ve yaygın küçük hücreli akciğer kanserlerinin tedavi yöntemleri farklıdır. Hastalığın evresi belli bazı testler sonucu belirlenerek tedavi yönteminde karar kılınır. Eğer kanser akciğerin tek yanında görülmüşse, sınırlı evre, her iki akciğerde gözükmüşse veya diğer organlara yayılmış ise ileri (yaygın) evre tanısı konulur. Hastalığın tekrarlaması mümkündür. Kemoterapi içeren tedavi de akciğerdeki tümörler veya vücudun diğer bölümlerindeki tümörler hedeflenerek uygulama yapılır. Bazı hastalara beyine yönelik radyoterapi orada kanser olmasa da koruyucu amaçla uygulanabilir. Bu tedaviye koruyucu “beyin ışınlaması” denir. Bu, beyinde gözle görülemeyen hücreleri yok etmek ve tümör oluşmasını engellemek için verilir. Cerrahi tedavi küçük hücreli akciğer kanserinde tercih edilen bir yöntem değildir.

terenin faydası

padisah
terenin faydası
kelebeksozluk.com/foto

Tere Nedir, Terenin Faydaları, Tere Bitkisinin Faydaları, Tere Bitkisi Nedir, Tere Tohumu Nedir, Tere Otu Nedir konuları haberimizde.

Sağlıklı yaşam düzeni oluşturmak için doğaya yönelen insan, doğayı ve doğanın sunduğu zenginlikleri tanımanın önemini kavradı.

Neredeyse her bitkinin bir faydası olduğu gerçeği insanları daha fazla araştırmaya yönlendirdi.

İşte bu arayışın sonunda atalarının çok önceden kullandığı bazı bitkilerin faydalarını kavrayan insan bu bitkileri değerlendirmeye başladı.
Bu arayış terenin öne çıkmasına ve ünlenmesine neden oldu.
Tere sağladığı faydalarla pek çok kişinin derdine çare olmayı sürdürüyor.

Tere Denince Ne Anlamalıyız?
Tere aslında turpgiller ailesine aittir. Dünya üzerinde 90 kadar çeşidi mevcuttur.
Öne çıkan çeşitleri arasında kış teresi, Su teresi, çayır teresi yer alır.
Protein, kalsiyum, demir, sodyum, potasyum içerir ve yaprakları salatalarda kullanılır.
Acımtırak ve ekşi bir tadı vardır. Tek başına yendiğinde ağızda nane benzeri garip bi tat bırakır.
Tere, yemeklerin yanında yeşillik olarak da tüketilebilir.

Terenin Başlıca Faydaları Nelerdir?
İdrar sökücü etkisiyle meşhurdur.
Böbrekleri ve idrar yollarını temizler.
Akciğer enfeksiyonlarına, astıma, bronşite iyi gelir. Öksürüğün azalmasında önemli rol oynar.
İştah açıcı etkisi vardır. Nezle ve gribe iyi gelir.
İyi bir bağışıklık güçlendiricidir ve haftada birkaç kez tüketildiğinde vücudun direncini arttırarak kolay hasta olunmasını önler.
Rahatlatıcı etkisi yönünden naneyle benzerlik gösterir.
Hazmı kolaylaştırarak sindirim sistemine yardımcı olur.
Karaciğer hastalıklarının önlenmesinde faydalıdır. Bu özellikleri terenin faydalı bir bitki olarak bilinmesini sağlıyor.

Tere Nasıl Tüketilmeli?
Bazı yönlerden oldukça şifalı olan tereyi tüketme tarzı ondan alınacak verimi belirler.
Tere çiğ olarak tüketilmesi tavsiye edilen bir bitkidir. Çok alındığında idrarda yanma gibi etkiler ortaya çıkarabilir.
Bu özelliği onun iyi bir idrar söktürücü olduğunun göstergesidir.
Salatayla alınması da uygundur.
Dikkat edilmesi gereken en önemli nokta kaynatmamak ve ölçülü kullanmaktır.

nil önal

padisah
nil önal
kelebeksozluk.com/foto

Nil Ünal, Türk oyuncu ve şarkıcı. 1970′li yılların ünlü şarkıcılarından Gökben'in kardeşidir.
Doğum tarihi: 12 Kasım 1963 (56 yıl yaşında)
Çalıştığı müzik şirketi: Raks Müzik
Kardeşleri: Gökben
Albümler: Bir Günlük Hasret, Ok Yaydan Çıktı, Beni Deli Etme, Seni Beklerim, Nereye Kadar

tuncel kurtiz sözü

padisah
tuncel kurtiz sözü
kelebeksozluk.com/foto

Silemiyorsan karalayacaksın.

Unuttum demek bile hatırlamaktır. Ve son sözü hep alın yazısı söyler.

En büyük arkadaştan en büyük düşman olur.

Bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin?

Herkesin bir geçmişi vardır, bir de geçmemişi.

Kim kazanmış ki ben kazanacaktım seni bu şehri.

Elinden bir şey gelmeyince kabullenmek kolaydır.

Aynada kendine tahammül edemeyen adam yalnızdır.

amentü ve anlamı

padisah
Amentü" Arapça "İnandım" anlamına gelir. Amentü bir sure veya dua değildir, İslam dinin iman esaslarını ifade eder. İmanın şartında belirtilen esaslarla kelime-i şehadetin birleşmesi gibi. ve'l-ba'sü ba'de'l mevt.

savaş özdemir

padisah
savaş özdemir
kelebeksozluk.com/foto


Savaş Özdemir Türk oyuncu. İzmir Eşrefpaşa Lisesi'nden 1991 yılında mezun oldu ve aynı yıl Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Oyunculuğu bölümünü kazandı. 

Doğum tarihi: 1 Ocak 1970 (50 yıl yaşında), İstanbul
Filmler: Aman Reis Duymasın, Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz, Mavi Düşler, Lüks Otel, 
Sanat yönetimi: Recep İvedik 2, Gen
Eğitim: İzmir - Karabağlar Eşrefpaşa Anadolu Lisesi (1991),

üzümün faydaları

padisah
Üzümün faydaları: Hem tadı hem de içerdiği vitaminler ile sağlığa en yararlı meyvelerin başında gelen üzüm Akdeniz bölgesine ve Orta Asya'ya özgüdür. Her rengi ve her çeşidinin şifa deposu olduğu üzüm Kalp hastalığı, kanser ve alzheimer gibi hastalıkların önlenmesine yardımcı oluyor. Üzümün faydaları nelerdir? İşte bilinmesi gerekenler…

ÜZÜM HAKKINDA

Üzümler; tadı, dokusu, lezzeti, çeşitliliği nedeniyle dünyanın en popüler meyvelerinden biridir. Üzüm, Vitis cinsinin çok yıllık ve yaprak döken odunsu bir asması üzerinde kümeler halinde yetişen küçük, yuvarlak meyvelerdir. Bu popüler ve lezzetli meyve aynı zamanda birçok önemli besinle doludur. Üzüm bitkisinin meyvesi dışında, çekirdekleri şişliği azaltmaya ve diyabetin neden olduğu göz hastalıklarını önlemeye yardımcı olduklarından sağlık için de faydalıdır. Üzüm çekirdeği ekstresi, yüksek antioksidan içeriğine sahiptir.

aleyna çakır son olay

padisah
aleyna çakır son olay
kelebeksozluk.com/foto

Son dakika haberlerine göre Ankara'da, Aleyna Çakır'ın evde ölü bulunması olayı ile ilgili gözaltına alınıp serbest bırakılan Ümitcan Uygun'un annesi Gülay Uygun (48), silahla başından vurulmuş halde dağlık alanda ölü bulundu. Yapılan ilk incelemede Gülay Uygun'un, intihar notu bırakarak yaşamına son verdiği belirlendi. Bu olayın üzerine tekrar gündeme gelen Aleyna Çakır ile ilgili sosyal medyada paylaşımlar artarken, gündem haberleri arasında tekrar yerini aldı. Peki Aleyna Çakır kimdir, nasıl öldü? Aleyna Çakır olayı nedir?

trablus savaşı

padisah
1878 Berlin Antlaşması'nda Osmanlı topraklarının paylaşımından bir hisse koparamamış olan İtalya yetersiz gücüne rağmen emperyal hayaller peşinde koşmakta, diğer sömürgeci büyük devletlerle kıyaslanamayacak kadar zayıf durumdaki askerî ve ekonomik durumunu hesaba katarak yakın yerleri gözüne kestirmekteydi. Hedeflediği yer ise uzun zaman önce Fransız hâkimiyetine geçmiş, Kuzey Afrika'daki eski Osmanlı toprakları olan Tunus ve Cezayir arasındaki Trablusgarp vilâyeti ile Bingazi (Cyrenaika) sancağıydı. İtalya bu emellerle buraya birtakım ekonomik yatırımlar da yapmıştı. Tunus'un Fransa tarafından ele geçirilmesi İtalya'nın bu hedefine daha sıkı sarılmasına yol açmış olmakla beraber devletler arası denge siyaseti ve devlet olarak kendi gücü, başına buyruk davranmasına imkân vermiyordu. 20 Mayıs 1882'den beri İttifak devletler grubuna (Almanya, Avusturya-Macaristan) dahil ise de amacına olumlu bakıldığı anda İtilâf grubu (İngiltere, Fransa) içinde yer almaya hazırdı. Fransa'nın genişlemesini Fas'a da teşmil etmesi, Trablusgarp ve Bingazi'nin zaptı istikametindeki “millî dava”ya daha da haklılık kazandırmaktaydı. Türk idaresi altında gelişmediğini iddia ettiği bu topraklara medeniyet götürme söylemi sömürge edinme politikasının gerekçesi olarak ileri sürülmekte ve böyle kazanımlar büyük devlet olmanın göstergesi sayılmaktaydı. İtalya'nın Kuzey Afrika'daki son Osmanlı topraklarını işgali, küçük Balkan devletlerini de harekete geçirebileceği ve bunları, aralarındaki anlaşmazlıkları bir tarafa bırakarak Osmanlı Devleti'nin Avrupa'daki hâkimiyetine son vermeye yönelteceği gibi endişeler, böyle bir gelişmeye müdahale etmesi kaçınılmaz olan Avusturya-Macaristan'ı Roma karşısında engelleyici bir politika izlemeye itmekteydi. İtalya'nın üçlü ittifak içinde kalmaya devam edeceği ve Balkanlar'daki durumun değişmesini arzu etmediği gibi Başbakan Giovanni Giolitti'nin verdiği teminatlar Avusturya'nın itirazlarını yumuşatmaktaydı. Fransa'nın Fas krizi yüzünden Almanya ile uzlaşmaya yakın olması, İtalya'nın saldırı planlarını vakit geçirmeden uygulamaya sokması gerektiğine işaret etmekteydi. 1911 sonbaharında dış siyasetteki genel dengeler büyük devletlerin işgal esnasında sessiz kalacakları güvencesini vermekteydi.

Mülkün sahibi olan Osmanlı Devleti'ne gelince, II. Meşrutiyet'in ilânından beri içinde bulunduğu kargaşadan ötürü gelişmelerin sistemli bir tarzda gözlendiğini ve gerekli önlemlerle düşmanın niyetlerine engel olmaya çalışıldığını söylemek mümkün değildir ve özellikle iç siyasette İttihat ve Terakkî Fırkası'nın ordu ve hükümet politikalarında büyük bir zafiyetin oluşmasına yol açtığı bilinmektedir. İtalya'nın askerî açıdan harekete geçmesi bu şartlarda başladı. Kasım 1908 – Ocak 1910 arasında Roma elçiliğinde bulunmuş olmasından ötürü sadârete gelen ve görevine 12 Ocak 1910'da başlayan Hakkı Paşa'nın kurduğu hükümetin İtalyan saldırısına karşı tamamen hazırlıksız yakalanmış olmanın mesuliyetini taşıdığı açıktır. Uzun zamandan beri pek çok kanaldan gelen uyarı haberlerine rağmen savaş ilânından üç gün önce mecliste yaptığı konuşmada sadrazam, Türk-İtalyan ilişkilerinin dostça bir seyir takip ettiğini söylemekte ve İtalya'nın kesinlikle Trablusgarp'a saldırmak gibi bir düşüncesi olmadığı teminatını verebilmekteydi (Kurtcephe, s. 69). Aksi ortaya çıkınca, “Eskiden bizim durumumuza düşenin kafası vurulurdu” diyerek istifa etti ve yerine II. Abdülhamid döneminden kalma Küçük Said Paşa getirildi. Said Paşa'nın, dostluğuna bel bağlanan Almanya'nın harekete geçirilmesi girişimi karşılık bulmadığı gibi İngiltere'ye yapılan, Trablusgarp'a el koyarak burasını Mısır statüsünde idaresine alması veya yardımı karşılığında Osmanlı Devleti'nin İtilâf grubuna girmeye hazır olduğu gibi teklifleri de kabul edilmedi. Bu garip girişimler, devletin içinde bulunduğu çaresizlik kadar devletler arası dengelerin de dikkate alınmadığını göstermekteydi. İtalya'nın büyük devletlerin onayı alınmadan böyle bir tecavüze kalkışamayacağının bilinmesi icap ederdi ve hükümetin, iç siyaset çalkantıları içinde açıkça gelmekte olan bu saldırıya karşı yetersiz bazı sevkiyat dışında ciddi bir önlem alamadığı görülüyordu. Nihayet özellikle hilâfet konumu ve Arap kamuoyu hesaba katılarak Trablusgarp'ın savaşmadan İtalya'ya terkedilmesi sakıncalı bulunduğundan silâha sarılmaktan başka bir seçenek kalmıyordu, gerçekten de müslüman halk İtalyan saldırısını İslâmiyet'e yapılmış bir tecavüz olarak görüyordu. Bu sebeple Avlonya'dan Şam'a, Selânik'ten, Üsküp'ten Bağdat'a ve Anadolu'nun Kuzey Karadeniz kıyı bölgelerine kadar hemen her yerde yardım toplanıyor, özellikle İttihat ve Terakkî Fırkası kulüpleri vasıtasıyla iâne toplanması başarılı bir şekilde yürütülüyordu. Mısır, Hint iâne cemiyetlerine Cezayir ve Tunus'taki müslümanların yardımları da ekleniyordu. Müslüman hassasiyetine rağmen İtalyan saldırısından ötürü, Osmanlı topraklarında yaşayan çok sayıdaki İtalyan vatandaşının gözetim altına alınması veya sınır dışı edilmesi gibi bir uygulamaya diğer büyük devletlerin tepkisinden çekinildiği için girişilmedi. Bu sebeple öfkeli ahalinin İtalyanlar'a karşı taşkınlıklarda bulunmasını önleyecek zabıta önlemleri alındı. Büyük devletlerin ara buluculuk etmelerine imkân vermek üzere ve yapılan teşebbüslerin olumlu sonuç verebileceği beklentisinden hareketle bizzat Harbiye Nâzırı Mahmud Şevket Paşa'nın Trablusgarp'taki askerî âmirlere saldırıya şimdilik karşılık verilmemesi türünden garip emirler vermesi çaresizliği yeterince ortaya koymaktaydı (a.g.e., s. 77). 29 Eylül'de ilân edilen savaş kısa zamanda gerçek boyutuna eriştiğinde ise sahil kesimlerinin dışında kalan iç bölge hatlarının mutlak surette savunulması ve düşmanın iç kesimlere girmesinin önlenmesi, direnişi güçlendirmek üzere yerli halkın, bu arada özellikle Senûsiyye tarikatı ve onun şeyhi Seyyid Ahmed Şerîf'ten yardım istenmesi öngörüldü; bu istek umulanın üstünde ve Osmanlı sonrasında da devam eden bir karşılık buldu. Gönüllü subayların katılımı ve yönlendirmesiyle etkili bir hale getirilen yerli halkın savunmaya katılışı ve direnişi İtalyan işgalini uzun yıllar sahil bölgelerine hapsetti. Bu toprakların yapılan barış uyarınca İtalya'ya terkedilmesinden sonraki yirmi sene içinde işgalcilerin hâlâ iç bölgelere girebilmek için uğraşmaları, yerel ahalinin örgütlenmesi halinde sömürgeci devletlerin pek fazla şansları olamayacağını açıkça göstermekteydi. Öte yandan, daha baştan beri Osmanlı devlet adamlarında Kuzey Afrika'daki bu toprakların elde tutulmasının mümkün olmadığı kanaati hâkimdi, dolayısıyla zevahiri kurtaracak bir çözüme hazırdılar ve ilk anlardan itibaren de bunun yollarını aradılar. Savaş ilânına rağmen hükümet barışçı çözümler bulunacağı beklentisiyle hâlâ İtalyanlar'a karşı direnilmemesi ve düşmanlıklardan kaçınılması yolunda emirler gönderiyordu. Müslümanların tepkilerinden ve İngilizler'in Osmanlı hilâfeti aleyhindeki planlarından çekinilmese, Bosna-Hersek ilhakında olduğu gibi durum bir oldubitti ile kabul edilebilecekti.

Preveze'deki bir Osmanlı torpidosunun topa tutulmasıyla İtalyan saldırısı savaş ilânından sonra hemen başladı. Trablusgarp-Bingazi önlerindeki abluka 25-26 Eylül'den itibaren zaten fiilî olarak uygulanmaktaydı, savaşın ilânıyla bu daha da sıkılaştı. Bölgede savunmaya yönelik herhangi bir önlem alınmadığı ve uzun zamandır süregelen işgalle ilgili söylentilere rağmen asker ve silâh yığınağı yapılmadığı gibi mevcut askerî güçlerin önemli bir kısmı da Yemen'de 1910'da tekrar alevlenen ve halen sürmekte olup İtalya tarafından da desteklenen Seyyid İdrîs isyanının bastırılmasında kullanılmak üzere gönderilmişti. İngilizler'in ve Fransızlar'ın engellemeleri sebebiyle Trablusgarp'a Mısır ve Tunus üzerinden yardım gönderilmesi mümkün olmadı, Osmanlı donanmasının zayıf ve yetersiz hali deniz yoluyla ulaşılmasını da imkânsız kılıyordu. Ekim başından itibaren kablo bağlantısı İtalyanlar tarafından kesilince Trablusgarp-İstanbul arasında haberleşme tamamen koptu. Bu durum yerel ahalinin ve az sayıdaki Osmanlı kuvvetlerinin, daha önce verilen emirlerin aksine iç taraflara çekilmekten ziyade düşman istilâsına sahillerden başlamak kaydıyla şehir içinde karşı koyma azmine halel getirmediyse de başlayan bombardımana direnmenin imkânsızlığı kısa zamanda anlaşıldı ve sahillerden uzaklaşarak iç taraflara çekilmek kaçınılmaz hale geldi. Trablusgarp şehri 9 Ekim'de teslim olmak zorunda kaldı. Bir gün önce Tobruk ele geçirilmiş, ardından Derne (16 Ekim) ve Bingazi (21 Ekim) işgal edilmişti.

Bazı Osmanlı gönüllü subaylarının Mısır ve Tunus üzerinden gizlice Trablusgarp'a varmaları ve yerel güçleri düzenlemeleri, düşmana karşı direnişin önde gelen isimlerinden Süleyman el-Bârûnî'nin etkin rolü ve Senûsî şeyhi Ahmed Şerîf'in cihad çağrısı işgal kuvvetlerinin bölgenin içlerine doğru ilerlemesini güçleştirdi. Osmanlı subayları, Derne'nin 15 km. doğusundaki Aynülmansûr'da doğu, batı ve kuzey cephelerine taksim edilen Bingazi Genel Karargâhı'nı kurdular. Enver Bey 1 Aralık 1911'de buraya gelerek kırk kadar subay ve 400 askerden oluşan karargâhın kumandasını üstlendi. Orduya katılan gönüllü subaylar arasında bulunan Mustafa Kemal doğu cephesinin (Tobruk/Derne) kumandasını üstlendi, burada mart-ekim arasında süren çatışmaları yönetti. Enver Bey'in faaliyetleri özellikle Senûsî şeyhi ve çevredeki kabilelerle olan münasebet açısından önem kazandı, kendisinin padişah sarayına damad adayı olması konumuna değer katmakta, Enver de bunu abartarak öne çıkartmaktaydı. Enver Bey, Senûsî ailesinden evlenip Osmanlı hâkimiyetinin resmen sona ermesinin ardından bir Arap hilâfetinin önderliğine soyunması (Simon, s. 147) gibi rollerin biçildiği yaklaşımları ve söylemleri içinde yerli ahalinin örgütlenmesi ve etkin bir direnişin oluşturulmasında başarı kaydetti. İtalyan kuvvetlerinin, işgalden sonra Trablusgarp valiliğine tayin edilen Neşet ve Ali Fethi beylerin kumanda ettikleri Türk birlikleri karşısındaki zayiat ve yenilgisi bunun bir göstergesi oldu (23 Ekim 1911). İtalyan hükümeti bu gelişme karşısında telâşa kapılarak Trablusgarp ve Bingazi'nin ilhak edildiğine dair bir beyannâme yayımladı (5 Kasım 1911). Başarısızlık, Osmanlı Devleti'nin başka cephelerde de sıkıştırılması ve işgali kayıtsız şartsız tanıyacak bir barışa yanaştırılması arayışını beraberinde getirdi.

polonya tazısı

padisah
polonya tazısı
kelebeksozluk.com/foto

İngilizceden çevrilmiştir-Polonyalı Tazı bir Polonya manzara türdür. Polonyalı Greyhound olarak bilinir, ancak Greyhound köpeğinin doğrudan bir akrabası değildir.
Yaşam süresi: 10 – 12 yıl
Kariyerine başladığı yer: Polonya
Mizaç: Çekingen, Emin, Kendinden Emin, Cesur
Renkler: Siyah ve Bronz, Mavi, Beige
Boy: Dişi: 68–75 cm, Erkek: 70–80 cm
Kilo: Dişi: 27–31 kg, Erkek: 27–31 kg

ceviz

padisah
Ceviz büyük emekle yetişen bir ağaç türüdür meyvesinin faydaları çokdur cevizin beyine benzemesi sebebiyle beyine çok faydası vardır kabuğuyla hafif kırılıp 2 cevizi akşamdan ılık suya ıslarsan sabah aç karına suyu içilirse ve cevizi yenirse klestrole iyi geliyor kendim denedim faydasını gördüm

akciğer kanseri tedavi yöntemleri

Aysegul0606
Akciğer kanserinde cerrahi
Akciğer kanseri ameliyatı akciğer kanseri tedavi yöntemlerinden biridir. Cerrahi müdahalenin tipi, kanserin akciğerdeki yerleşimine bağlıdır. Akciğerdeki küçük bir parçayı almak için yapılan bir operasyondur. Eğer cerrahi olarak tüm lob alınırsa (lobektomi), sağ veya sol akciğerin biri alınırsa (pnomonektomi) olarak adlandırılır. Bazı tümörler yerleşimi, büyüklüğü ve hastanın genel sağlık durumu nedeniyle ameliyat edilemez.

Akciğer kanserinde kemoterapi
Akciğer kanserinde kemoterapi tedavisi kanser hücrelerinin ilaçla yok edilmesidir. Kemoterapi genellikle 2 ilaçtan oluşur. Kemoterapi sadece bu konuda özel eğitim almış hemşireler tarafından verilebilir. Kemoterapinin verilme sayısı ''kür'' şeklinde ifade edilir ve genellikle 21-28 günde bir tekrarlanır. Akciğer kanserinde kemoterapi genellikle damardan sıvı şeklinde veya ağızdan hap olarak tam donanımlı ayakta tedavi merkezlerinde uygulanır. Bazı durumlarda, hastanın durumundaki olumsuzluk ya da verilen ilaçların niteliğine göre kemoterapi yatarak da verilir. Her kemoterapi kürü sonrası hastalar, tıbbi onkoloji polikliniğinde kontrol edilir. Bu kontrollerde hastalar muayene edilir, şikayetleri dinlenir, ilaçların yan etkileri sorgulanır ve vücuttaki diğer organlara bir zarar verip vermediğini araştırmak için bazı kan tetkikleri istenir. Her kür öncesi kan sayımının yapılması ve bu sayımın kemoterapiyi veren yetkili hemşirelere gösterilmesi gerekir.

Bir hastanın ameliyat sonrası kemoterapi alıp almayacağını, eğer alacaksa kaç kür alacağını patoloji raporundaki tümöre ait özellikler belirler. Ancak, bu kararların verilmesinde hastanın yaşı ve genel durumu da önemli rol oynar. Bir gün içinde 12 saatten fazla zamanını yatarak geçirecek kadar genel durumu kötü olan hastalara kemoterapi verilmesi, yan etkilere tahammül edemeyeceklerinden uygun değildir. Kemoterapi yapılması planlanan hastalar, ameliyat olmuşlarsa, ameliyattan sonraki 3 hafta içinde kemoterapinin başlanması tercih edilir. İlk kemoterapi alan hastalar kemoterapiden yaklaşık bir hafta kadar sonra tıbbi onkoloji polikliniğinde kan ve genel durum kontrolünden geçmelidir. Bu kontrolde hastaların genel durumları, tedaviyi tolere ediş biçimleri ve kan tahlilleri incelenir, varsa şikayetleri dinlenir. Sonraki kür uygulamalarında da, her tedavi öncesi hastanın kan kontrolleri ve genel durumları incelenir. Kemoterapinin yan etkileri değerlendirilerek gerekirse ilacın dozunda yeniden ayarlama yapılır.

Akıllı ilaçlar ve akıllı molekül tedavisi
Son yıllarda küçük hücreli olmayan akciğer kanserlerinin, yassı hücreli olmayanlarına yönelik yapılan kapsamlı patolojik inceleme sonrasında, uygun hastalara verilen ağızdan hap şeklinde ilaçlar ile yapılan tedavi şeklidir. Küçük hücreli ve yassı hücreli akciğer kanserlerine yönelik akıllı hap tedavisi uygun değildir. Tüm dünyada tedavi kılavuzlarında ileri evre hastalarda eğer patoloji raporları uygun ise, küçük ve yassı hücreli olmayan akciğer kanserlerinin ilk basamak tedavisi olarak akıllı tedaviler kullanılır. Bu hastalarda yapılan ileri patolojik incelemeler EGFR mutasyon testi ve ALK füzyon testi olarak adlandırılır. Bu testlerin sigara içmeyen bireylerde olumlu (pozitif) saptanma oranları daha yüksektir. Ancak sigara içen bireylerde bile her iki testten birinin pozitif çıkma oranı yaklaşık %20 civarındadır. Bu da her beş hastadan birinin bu tedavilerden yarar görme ihtimalidir ki asla göz ardı edilmemesi gerekir.

Akciğer kanserinde radyoterapi
Radyoterapi yani ışın tedavileri, kanser hücresini öldürmek için yüksek enerjili ışınlar kullanılmasıdır. Sınırlı bir alana uygulanır ve bu alandaki kanser hücrelerini etkiler. Radyoterapi bir tümörü küçültmeye yönelik olarak cerrahiden önce veya kanser hücresini yok etmek için yapılan bir müdahaleden sonra uygulanabilir. Doktorlar radyoterapiyi genellikle kemoterapi ile birlikte cerrahi yapılamayan kanseri bölgesel olarak ilerlemiş ancak uzak bölgeye yayılmamış (metastaz) hastalarda birinci alternatif olarak kullanır. İlerlemiş evrede olan hastalarda ise radyoterapi nefes darlığı veya ağrı gibi belirtilerin giderilmesi için de kullanılabilir.

Akciğer kanserinde aşı tedavisi
Akciğer kanserinin tedavisinde özellikle son 5 yıldır ciddi gelişmelerden söz edilebiliyor. Daha çok dördüncü evre akciğer kanseri hastalarını ilgilendiren bu gelişmelerin en önemlilerinden biri immünoterapi, bir diğer adıyla akciğer kanser aşısı. İmmünoterapi hastanın, kendi bağışıklık sistemini kullanarak kanser hücrelerine savaş açmasını anlamına geliyor. Bu nedenle de diğer kemoterapi ilaçlarına göre yan etkileri daha az. Birkaç yıl öncesine kadar dördüncü evre akciğer kanserli hastalar için diğer kemoterapi ilaçları deneniyor ve başarılı sonuçlar alınamadığında ise akciğer kanseri aşısı kullanılıyordu. Günümüzde, Amerika'da ve Avrupa'da dördüncü evre akciğer kanseri hastaları, ilk andan itibaren bu kanser aşısı ile tedavi edilebiliyor.

turgut özalın hayatı

padisah
Turgut Özal, 13 Ekim 1927 tarihinde Malatya'da doğdu. Çocukluğunun bir döneminde pilot olmak isteyen Özal, Silifke'ye taşındıktan sonra, eşeğin üzerinden düşerek kolundan sakatlandı ve kollarından biri diğerine göre daha kısa kaldı. Bu durum pilot olma isteğinden zorunlu olarak vazgeçmesine sebep oldu.

4 yaşındayken ailesiyle birlikte Bilecik'in Söğüt ilçesine taşındı. İlk tahsilini burada tamamladı. Ortaokulu Mardin'de bitirdi. Konya Lisesi ve Kayseri Lisesi'nde öğrenim gördü. İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü'nden mezun oldu. Daha sonra Amerika'da Texas Tech Üniversitesi'ne ihtisas yapmaya giderek burada ekonomi branşında eğitim aldı.

Çalışma hayatı

Turgut Özal, 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından askere alındı. Terhis olduktan sonra da Devlet Planlama Teşkilatı'nda (DPT) çalışmaya başladı. 1965 Türkiye genel seçimlerinde de Süleyman Demirel'in danışmanı olarak görev aldı. 1971-1973 yılları arasında da Dünya Bankası Sanayi Dairesi'nde danışmanlık yaptı. Bunun yanında Sabancı Holding olmak üzere çeşitli şirketlerde yönetici olarak çalıştı.

Siyasi kariyeri

Turgut Özal, 1977 Türkiye genel seçimlerinde Milli Selamet Partisi'nden İzmir milletvekili adayı oldu, ancak seçilemedi. Daha sonra 43. Hükümet döneminde Başbakanlık Müsteşarlığı ve Devlet Planlama Teşkilatı müsteşar vekilliği görevlerini yürüttü. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından da ekonomiden sorumlu başbakan yardımcılığına getirildi. 14 Temmuz 1982 tarihinde de vazifesinden istifa etti.

Başbakanlığı

Turgut Özal, 20 Mayıs 1983 tarihinde Anavatan Partisi'ni kurdu. 1983 Türkiye genel seçimlerinde de 400 kişiden oluşan parlamentoda 211 milletvekili çıkararak tek başına iktidara geldi. Bunun yanında Türkiye Cumhuriyeti'nin yeni başbakanı oldu. 1987 yılında yapılan genel seçimlerde de 292 milletvekili çıkartarak yeniden çoğunluğu sağladı. İktidarda bulunduğu 1983-1991 döneminde Türkiye ekonomisi ortalama yıllık yüzde 5,2 oranında büyüdü.

Suikast girişimi

Turgut Özal, 18 Haziran 1988 günü Ankara Atatürk Spor Salonu'nda Kartal Demirağ isimli saldırgan tarafından düzenlenen suikasttan yaralı olarak kurtuldu. Bu girişim sırasında Özal sağ elinden yaralandı. Saldırı sonrası etrafa rastgele ateş açan korumalar ise 18 kişinin yaralanmasına sebep oldu. Bunun üzerine saldırgan önce ölüm cezasına ardından da 20 yıl hapse mahkum edildi. Fakat daha sonra Özal tarafından affedildi.

Ekonomi

Ekonomide serbest piyasa düzenini esas alan yapısal değişim programı Özal hükumeti döneminde uygulamaya konuldu. Ayrıca bu dönemde kişi başına düşen milli gelir 1980 yılında 1.539 dolar iken 1987 yılında 1.636 dolara yükseltildi. Turgut Özal, Türkiye'yi ithal ikamesi modelinden ihracat önderliğinde büyüme modeline dönüştürmeyi başarmış ve Türk Ekonomisi rekabete açılmıştır. Bunun yanında Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde de pek çok sanayi tesisi kurulmuştur.

Cumhurbaşkanlık seçimleri

Turgut Özal, 1989 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde aday oldu. Bunun üzerine Sosyaldemokrat Halkçı Parti ve Doğru Yol Partisi meclise gelmeyerek seçimi boykot etti. İlk turda 247, ikinci turda 256, üçüncü turda da 263 oy alan Özal, Türkiye Cumhuriyeti'nin 8. cumhurbaşkanı oldu. Bu seçimden akılda kalan ise alışamadık diyenlere, alışırsınız, alışırsınız demesidir.

Körfez Savaşı yılları

Turgut Özal'ın cumhurbaşkanlığı döneminde gerçekleşen en önemli olaylardan birisi I. Körfez Savaşı'dır. Bu dönemde Özal, petrol kaynaklarının kontrolünü elinde tutan Saddam Hüseyin'in Türkiye için büyük bir tehlike teşkil ettiğini ve bölgeyi hakimiyeti altında tutmasına izin verilemeyeceğini ifade etti. Bunun yanında operasyona Türk Ordusu'nun da katılıp, Misak-ı Milli sınırları içinde olan Musul ve Kerkük'e girilmesini istedi. Ancak zamanın Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay görev süresi sona ermeden 3 Aralık 1990 tarihinde kendi isteği ile emekliye ayrılması üzerine bu hedef gerçekleştirilememiştir.

Ayrıca dönemin Irak Başbakanı Taha Yasin Ramazan, Türkiye ziyareti sırasında Özal'ı makamında ziyaret etmiştir. Bu konuşma sırasında Ramazan şu sözleri söylemiştir:

Saddam Hüseyin hükumetine karşı Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık uçaklarına İncirlik Hava Üssü'nü açarsınız sizi düşman biliriz.

Bunun üzerine Turgut Özal şu yanıtı vermiştir:

O Saddam'a selam söyle. Eğer Türkiye topraklarına bir top mermisi düşerse, seni de Saddam'ı da Bağdat'ın ortasında asarım!

Ölümü

Turgut Özal, 17 Nisan 1993 tarihinde 5 ülkeyi kapsayan 12 günlük Türkistan gezisinden sonra rahatsızlanarak hayatını kaybetti. Cenazesi'ne Türkiye'nin dört bir yanından yüzbinlerce kişi akın etti ve ülkede 3 günlük genel yas ilan edildi. Bunun yanında "Öldükten sonra beni İstanbul'a defnedin, kıyamete kadar Fatih Sultan Mehmed'in manevi ruhaniyeti altında bulunmak istiyorum" şeklindeki vasiyetine uyularak Vatan Caddesi üzerinde kendisi için hazırlanan anıt mezara defnedildi.

Öte yandan Özal'ın bir suikaste kurban gitmiş olabileceği de yıllardır tartışılmaktadır. Turgut Özal'ın limonatasına katılan arsenikle zehirlendiği iddiasını ortaya atan eşi Semra Özal, delil olarak da saç örneğini ABD'de tahlil ettirdiğini belirtmektedir. 2 Ekim 2012 tarihinde de 19 yıl aradan sonra kabri açılarak testler yapılmıştır. Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan araştırmalar ve deliller sonucu zehir bulunduğu açıklanmıştır.

Özel hayatı

Turgut Özal elektrik mühendisi olarak çalıştığı 1950 yılında Ayhan İnal ile evlenmiş, ancak iki yıl sonra boşanmıştır. Daha sonra Semra Özal ile tanışmış, 31 Mayıs 1954 tarihinde de evlenmiştir. Bu birliktelikten Zeynep, Efe ve Ahmet isimli üç çocukları olmuştur.

kulağa kaçan

hafsa
Kulağakaçan, Karınlarının bitimindeki çatal şekildeki kıskaçlarıyla göze çarparlar. Dermaptera takımındaki bu böcekler hem etçil hem de otçul olarak beslenirler. Yavru bakımı yapan böceklerdir. Kışları ağaç kovukları, taş dipleri, duvar çatlakları gibi kuytu köşelerde geçirirler. Bu yüzden evlerde de görülebilirler.

timo werner

padisah
Timo Werner, Alman kulüplerinden RB Leipzig'de forvet olarak görev yapan Alman millî futbolcudur.
Doğum tarihi: 6 Mart 1996 (24 yıl yaşında), Stuttgart, Almanya
Boy: 1,8 m
Kilo: 75 kg
Kariyer başlangıç tarihi: 2013
Şu andaki takımları: RB Leipzig (#11 / Forvet), Almanya millî futbol takımı (#9 / Forvet)
Ebeveynler: Günther Schuh, Sabine Werner

gümüşhane

padisah
gümüşhane
kelebeksozluk.com/foto

Gümüşhane

AçıklamaGümüşhane, Gümüşhane ilinin aynı isimli merkez ilçesi olan yönetsel birimdir. 
Rakım: 1.227 m

Hava durumu: 26 °C, Rüzgar yönü: Kuzeybatı, Rüzgar hızı: 8 km/s, Nem: %33

Nüfus: 162.748 (2019) Avrupa İstatistik Ofisi

İl alan kodu: 456

İl plaka kodu: 29

Üniversite: Gümüşhane Üniversitesi






torkunun anlamı

padisah
Anadolu Birlik Holdingin sahibi olduğu Konya Şeker Fabrikası tarafında üretilmektedir.

Torku markası 2007 yılında hayatımıza girmiş olmasına karşın Konya Şeker fabrikasının temeli 13 Eylül 1953'de atılmıştır.


Anadolu'nun verimli topraklarını işleyerek doğal üretim yapan Konya Şeker 900 bin çiftçinin gücü ile kendi ürettiklerini yine kendi fabrikalarımızda işleyerek Torku Markası ile Türkiye'nin beğenisine sunmaktadır.

1. Şeker
2. Şekerleme
3. Çikolata
4. Unlu mamuller
5. Dondurulmuş ürünler
6. Modern seracılık ürünleri
7. Süt ve süt ürünleri
8. Et ve et ürünleri
9. Milli Tohumculuk
10. İçecek

Sektörlerinde faaliyet gösteren Konya Şeker son yıllarda Torku markası ile büyük bir atağa kalkmıştır.


TORKU İSMİNİN ANLAMI NEDİR?

Hayatımızın her alanında yer almaya başlayan Torku isminin ne anlama geldiğini merak edenler için araştırdık. Öz Türkçe bir kelime olan Torku ismi Türk-İslami devir eserlerinden ve ilk Türkçe sözlük olan Kaşgarlı Mahmut'un Divan-ı Lügati't Türk adlı eserinden gelmektedir. Torku ismi Divan-ı Lügati't Türk'te ipek gibi saf, temiz, sağlam, ipeksi diye tarif edilmektedir.

hoşgeldin sefalar getirdin!


Kelebek Sözlük duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağı.

kayıt ol

size daha iyi hizmet sunmak için kelebek sözlük'de çerezler kullanıyoruz. kelebek sözlük sitesini kullanarak çerezlere izin vermektesiniz. detay
x