akım ne demektir

padisah
Elektrik akımı, elektriksel akım veya cereyan, en kısa tanımıyla elektriksel yük taşıyan parçacıkların hareketidir. Bu yük genellikle elektrik devrelerindeki kabloların içerisinde hareket eden elektronlar tarafından taşınmaktadır.

beta nedir

padisah
Beta nedir? Kış aylarında veya mevsim geçişlerinde sıklıkla görülen Beta mikrobu diye bilinen mikroorganizma, boğazda iltihaplanma yapan bir çeşit bakteridir. Boğaz ağrısı ve ateşi olan çocukların yaklaşık 10-15, inde A gurubu BETA hemolitik streptokok iltihabı vardır

givin

padisah
Givin mobil uygulamada her şey indirimli eşyalar bağışa dönüşüyor yüzlerce kızlara burs veriyor ünlülerin bağış yaptığı yer

çubuk ilçesınin neyi meşhur

padisah
Çubuk denilince, uzun yıllara dayalı bir Ankaralı olarak benim aklıma ilk gelenler: turşu ve barajlardır. Çubuk turşusunun ünü, ülke çapında yayılmıştır ki, yolunuz düşerse mutlaka turşu tatmalısınız. Bir de, burada bulunan barajlar, ülkemizin ilk barajları ve eski yılların büyük su kitlesi kıyısındaki piknik alanları olarak dikkat çekmektedir. Ben burayı en son ziyaret ettiğim Nisan 2015 tarihinde, güneşli bir günde, yine turşu almayı ihmal etmedin. Siz de, ilçe merkezinde veya Karagöl yolu üzerindeki turşu satıcılarından mutlaka turşu satın almalısınız, çünkü bu turşular, aşırı tuz ile değil sirke ağırlıklı olarak yapılıyor ve yediğinizde ağızda tuz tadı olmuyor.
Bir de, meraklısı bilir “Çubuk şarabı” meşhurdur.

ULAŞIM:
İlçe, Ankara şehir merkezine 39 km. uzaklıktadır. Yol asfalttır. Çubuk-Ankara arasında, çok sık otobüs seferleri düzenlenmektedir.
Çubuk-Pursaklar arasındaki uzaklık: 27 km. Çubuk-Akyurt arasındaki uzaklık: 15 km. Çubuk-Şabanözü arasındaki uzaklık: 46 km.


TARİH:

Yöre: Malazgirt savaşının ardından, Anadolu bölgesine yayılan Selçuklu komutanlarından “Çubuk Bey” tarafından ele geçirilmiştir.

Çubuk kelimesi, Türklerde “erkek ismi, aşiret ismi, yer adı” olarak kullanılmıştır. Çubuk isminin de 11'nci yüzyılda, Selçukluların Sultan Melikşah döneminde Anadolu'daki fetih hareketlerine katılan Türk Beyi, yani Çubuk Bey'den almış olduğu biliniyor.

Başka bir söylentiye göre ise: Çubuk yöresinin bulunduğu ovanın suyu oldukça boldur. Bundan dolayı, yerleşim alanı çayırlık, çimenlik, kavak, söğüt ve bağ çubuklarıyla kaplıdır. Daha önce çayırlık olan bölgeye, çubuğu bol olmasından dolayı Çubuk adı verilmiştir.

Türkler, burayı ele geçirdikten sonra, yöre uzun süre Oğuz Türkleri tarafından iskan alanı olarak kullanılmıştır. Konar-göçer durumdaki birçok Türk aşireti, buraya gelerek yerleşik konuma geçmişler, ziraat, hayvancılık ve tarımla uğraşmaya başlamışlardır. Aşiretler yerleşik hayata geçmelerine rağmen, yayla hayatını sürdürmeyi devam ettirmiştir. Bölge halkı, 16'ncı yüzyılda, Aydos dağındaki yaylalara çıkarmış. 16'ncı yüzyılda, Çubuk, Osmanlı Taşra Teşkilatında Ankara Sancağına bağlı bir kazaydı. Ancak kazanın bir merkezi bulunmuyordu. 250 civarındaki köy, Çubuk adı altında bu kazayı oluşturuyordu. Bu dönemde, müstakil olarak Çubuk Pazarı ismini taşıyan bir köy de vardı.

İlçenin ismi, tarih sahnesinde ilk olarak, 1402 yılında, Çubuk ovasında yapılan, Ankara savaşı ile duyulmuştur. Ankara savaşı: Timur imparatorluğu ile Osmanlı devleti arasında; Ankara'nın kuzey doğusunda, Çubuk ovasında ve ilçenin köylerinde yapılmıştır. Osmanlı devleti, Ankara savaşı ile, ilk yenilgisini almıştır. Yıldırım Beyazıt ise, Timur'un komutanı Mahmut Han tarafından: günümüzdeki Sarayköy çıkışında Yarma denilen yerde “esir” alınmıştır. Kafes içinde, Timur ve ordusu ile Anadolu'da gezdirilen padişah; bir süre sonra ölmüştür.

Bu arada: Anadolu'daki beylikler yeniden bağımsızlıklarını kazanırlar. Osmanlı devletinde, siyasi birlik bozulur. Bizans ve Avrupa devletleri, bir süre için, Osmanlı tehdidinden kurtulurlar. Timur, seferi sonunda bütün Anadolu'yu işgal eder, yakıp yıkar ve terk eder. Özellikle: bu yöredeki köylerin büyük kısmı, tamamen yok edilir.

O dönemden günümüze kalanlar ise: Melikşah köyünde Timur tarafından yaptırılan “Açık Hava Hamamı” dır. Ayrıca: halen kullanılmakta olan “Esenboğa uluslar arası havaalanı” nın ismi Timur'un komutanlarından “Esenboğa Han” dan gelmektedir.

Yine Timur'un komutanlarından Mahmut Han'ın ismi, günümüzdeki yerleşim yerlerinden “Mahmutoğlan” ın ismi olmuştur.

1522 yılına gelindiğinde ise bölgedeki yerleşimin yoğunlaştığı anlaşılmıştır.

İlçenin eski adı “Çubukabad” dır. Abad: Farsça'da “yer, mekan, şen, şenlik ve imarlı tanrı malı” anlamına gelir. Kimi yerleşimlerin “Abad” ile anıldığı biliniyor. Çubukabad'da Çubuk'un mekanıdır. Çubuk'un yeri diye adlandırılmıştır.

Kasaba: 1902 yılında ilçe olmuştur.


GENEL:
Yörenin denizden yüksekliği: 1100 metredir. Esenboğa Havaalanı, ilçe sınırları içindedir. Havaalanı ile ilçe merkezi arasında karayolu bağlantısı bulunmaktadır. İlçenin çevresi, dağlarla çevrili, yalnızca güney yönü ovaya doğru açıklık göstermektedir. En yüksek dağ: 1985 metre yükseklik ile, İdris dağıdır.

İlçe topraklarının dağılımı: % 21 orman, % 17 çayırlık, % 3 tarıma elverişli olmayan alanlar ve geri kalan kısım: tarım alanıdır. Başlıca tarım etkinlikleri: patates, kuru fasulye, şeker pancarı, mısır, yonca olmak üzere sıralanır. Bunun dışında: dut, kayısı ve erik türlerine sık rastlanır.

İlçe merkezinden geçen Çubuk çayı, ilçeyi ikiye böler ve Çubuk-I barajına dökülür.

Yörenin iklimi: karasal iklim özellikleri göstermekte olup, buna bağlı olarak yazları kurak ve sıcak, kışları soğuk ve yağışlı geçer.

İlçeye bağlı köylerin bir çoğu, isimlerini, Ankara savaşında yaşanan olay ve savaşa katılan komutanlardan almışlardır.

TURŞU-ÇUBUK TURŞUSU:
İlçede, yazının en başında belirttiğim gibi “turşuculuk” ünlüdür ve özellikle ilçe merkezine 2 km. uzaklıktaki “Aşağı Çavundur” köyünde, turşuculuk yapılmaktadır. Tarihçesine bakarsak: Ankara-Kızılay'da balıkçılık yapan Feyzullah Gül: komşusu Rum dükkan sahibi tarafından kendisine tavsiye edilen salatalık üretimine ve ardından turşu yapmaya başlaması ile, turşuculuk gündeme gelir. Çengelköy bademi denilen salatalıklar yetiştirildikten sonra, turşu yapılarak bütün çevrede satışa sunulmuş ve sağlanan lezzetin ünü bütün ülke çapına yayılmıştır. Kaya tuzu ile kurulur, biraz da şeker atılır. Tadı, asla zehir gibi tuzlu değildir. Yediğinizde ağzınızda tuz tadı değil, harika bir turşu tadı kalır özellikle hafif acılı olanı makbuldür, acılı olanı tercih ediniz. Ne kadar yerseniz yiyin, asla rahatsız etmez.
Duyduğuma göre, son yıllarda, yıllık turşu üretiminin yılda 10 bin ton olduğu söyleniyor.

ULUSLAR ARASI ÇUBUK TURŞU VE KÜLTÜR FESTİVALİ:
Çubuk Belediyesi tarafından 2005 yılından bu yana, her,yıl düzenlenmektedir.
Festivalin düzenlenme zamanı: turşunun hazırlandığı dönem olan “Eylül” ayı içindedir. Festivale, yurt içi ve yurt dışından konuklar davet edilmekte ve 4 gün sürmektedir. Bu sürede: ekonomik ve sosyal etkinlikler ve gösteriler düzenlenmektedir. İlçe merkezinde, yerel ürünlerin satışının yapıldığı, çok sayıda stant kurulmaktadır. Bu stantlarda, özellikle: turşu, piliç pastırması, et, gözleme, bazlama ve süt ürünleri, el sanatı ürünleri, hediyelik eşyalar sergilenmekte ve satışı yapılmaktadır.
Yurt içi ve dışından katılanlar tarafından da, tanıtım stantları açılmaktadır.

NE YENİR-NE İÇİLİR:
Çubuk'ta, mutlaka turşu tatmalısınız.

NE SATIN ALINIR:
Çubuk ilçesinde, her hafta, Perşembe günleri yerel “Pazar” kurulmaktadır ve bu pazarda: bazlama, gözleme, peynir, tereyağı, elma, armut, vişne, ayva gibi yerel ürünler satılmaktadır ki, yolunuz düşerse, mutlaka uğramanızı öneririm.
Bunun dışında, Çubuk yöresinde turşu satın alabilirsiniz ki mutlaka satın almalısınız. Özellikle kornişon turşusu meşhurdur ve kornişonların büyüklüğüne göre fiyatı değişir. Küçük kornişonlar makbuldür, bence tadına bakarak satın almalısınız.


GEZİLECEK YERLER:
İlçe merkezinde, Sit ilan edilerek koruma altına alınmış, 5 tarihi ev bulunmaktadır. Öte yandan, buraya bağlı Karagöl tam bir doğa cenneti olarak gezmeyi sevenler tarafından yoğun tercih edilmektedir.

KARADANA KÖYÜ:
İlçe merkezine 11 km. uzaklıktaki Karadana köyünde, Hitit döneminden kaldığı düşünülen, “Oyulu” isimli kaya mezarı bulunmaktadır. Bu mezar: geçmişte, burada “Hititler” in yaşadığının kanıtı olması açısından önemlidir.

ÇUBUK-I BARAJI:
İlçenin 4 km. uzağında; Çubuk çayı üzerindedir. Çubuk barajı denilince genellikle birincisi anlaşılsa da Çubuk çayı üzerinde iki baraj bulunuyor. Ankara'nın 12 km kuzeyinde bulunan Çubuk 1: aynı zamanda Cumhuriyet tarihimizin ilk beton barajı olma özelliğini taşıyor. 40 metre yükseklikteki baraj bendinin betonu, iki tepe arasına çekilmiş teleferikle dökülmüştür. Tepelerin birine, nedense “Alman Tepesi” denmektedir.

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatıyla, 1930 yılında yapımına başlanmış ve tamamen Türk mühendis, yüklenici ve işçilerle yapılan baraj, 1936 yılında tamamlanmış ve bizzat Atatürk tarafından Cumhuriyet eseri olarak açılışı yapılmıştır. Baraj duvarındaki kitabede şöyle yazar “Bu Çubuk bendi, Türk ulusunun İlk Cumhur Reisi Kemal Atatürk devrine, Devlet Merkezi Ankara'nın su ihtiyacını karşılamak üzere kurulmuştur. 1929-1936”

Evlerdeki çeşmelere ilk su 1936 yılında geldi. Ankara'ya 1929-1946 yılları arasında hem Belediye Başkanı hem de Vali olarak çok büyük hizmetlerde bulunmuş olan Nevzat Tandoğan, Çubuk barajından borularla şehre su gelmesini sağlamış, bir damla suya muhtaç Ankaralılar, suya kavuşmuştur.

Ancak zaman içinde “millenme” tabir edilen taban seviyesinin yükselmesi sonucu kullanılamaz duruma gelmiştir. Yıllarca tek başına Ankara'nın su ihtiyacını karşılayan Çubuk 1: daha sonra Başkentte önemli bir rekreasyon alanı olarak hizmet vermeye başlamıştır.

1930'lu yıllardan kalan anıtlara ev sahipliği yapmaktadır. Özellikle, baraj setinin tam ortasında, antik mezar odası gibi görülen “Atatürk Anıtı” ilginçtir. Burası hakkında, ilginç bir nottan söz etmek istiyorum: Baraj yapıldığında “durgun suda abdest alınmaz” diye, bu projeye karşı çıkanların bulunduğunu söylesem, sanırım şaşacaksınız.
Yüksekliği 25 metredir. Beton dolgu-kemer baraj tipidir. Ancak, aşırı kirlilik nedeniyle: işlevini yitirmiş ve 1994 yılından itibaren kullanılmamaya başlanmıştır. Kullanıldığı dönemde, buranın suyu: günümüzdeki “Dışkapı” semtinde bulunan ve kapısında “Su Süzgeci” yazan yapıda arıtılarak, şehre dağıtılıyormuş.

Çam ve akasya ağaçlarıyla yeşillendirilen baraj çevresinde bulunan bazı binalar, dönemin estetik anlayışını yansıtır. Bunlardan bir tanesi de baraj gölünün çevresinde bulunan ve bugün kapalı olan restaurant, bir diğeri ise eski müdürlük binasıdır. Bu bina, o dönemde Atatürk için dinlenme köşkü olarak yapılmıştır. Köşk ile beraber, Atatürk'ün barajda gezmesi için bir de tekne alınmıştır. İstanbul Halit Tersanesinde yapılan ve 1938 yılında Atatürk tarafından sadece bir defa kullanılan bu tekne, günümüzde Anıtkabir'de 23 Nisan kulesinde, Atatürk'ün bir otomobiliyle birlikte sergileniyor.

Evlerdeki çeşmelere ilk su, 1936 yılında geldi.

2010 yılından sonra ise, Ankara Büyükşehir Belediyesinin çabaları ile temizlenmesi faaliyetlerine başlanmıştır. Temizlik için ihaleyi alan müteahitlik firması: 2011 yılında, baraj gölünün suyunu tamamen boşaltır ve yıllardır su dolu olan alan boşaltıldığında yıllarca birikmiş olan çamur tabakası içinde: para, araba, çeşitli dökümanlar ve hatta insan kemiklerinin çıktığı, ayrıca pek çok ıvır-zıvır eşyanın çıktığı görülür. Zaten: Solfasol köyü üzerinden ulaşılan bu baraj sahasında: o dönemlerde piknik yapmamış Ankaralı veya yakın çevre insanı bulmak mümkün değildi, yani Ankaralıların ve yakın çevre insanının en yoğun tercih ettikleri bir yerdi ve Belediye otobüsleri buraya sefer yaparlardı. Bölgede, bir de küçük hayvanat bahçesi bulunurdu.Son bir not: Ankara çevre yolu, Çubuk-I barajı üzerine yapılan devasa viyadükler üzerinden geçmektedir.



ÇUBUK-II. BARAJI
Ankara merkeze 54 km ve Çubuk ilçe merkezine yaklaşık 6 km. kuzeyindedir.

Ankara'nın su ihtiyacını karşılayan, Çubuk-I barajının kirlenmesi üzerine, 1961 yılında yapımına başlanmış ve 1964 yılında tamamlanmıştır.
Barajın yüksekliği: 64 metredir. Toprak dolgu tipindedir. Göl sahası: 125 hektardır. Baraj gölünü: birçok dere beslemektedir.
Ankara'nın su ihtiyacı buradan karşılanmaktadır. Ankara'ya verilen su: Pursaklar beldesinde yapılan su arıtma tesislerinde arıtılmakta ve şehre dağıtılmaktadır.
Baraj ve göleti çevresindeki ormanlık alan, günübirlik piknik yapmak için uygundur. Çünkü: baraj girişi ve göl çevresi ağaçlandırılarak ziyaretçilerin kullanımına sunulmuştur. Ankara Büyük Şehir Belediyesi görevlileri tarafından, bu piknik alanının bakım ve güvenliği sağlanmaktadır, rahatlıkla gidip piknik yapabilirsiniz.



HACILAR KÖYÜ ŞELALESİ:
İlçe merkezine bağlı Hacılar köyünün, 2 km. kuzeyindedir.
Şelale: Avcıova köyünden gelen dere üzerindedir. Bu dere, buraya, yani Sıçanderesi bölgesine geldiğinde, kendiliğinden şelale şeklinde dökülür.
Şelalenin yüksekliği, yaklaşık 5 metredir. Bölgenin bilinen tek şelalesidir, ilgi çekmektedir.

MELİKŞAH HAMAMI:
İlçe merkezine bağlı, güneydeki Melikşah köyündedir. Yani: Ankara-Çubuk karayolu üzerinde, Esenboğa beldesine, 4 km uzaklıktadır. Yaz-kış sürekli açıktır, sularının sıcak olması ilgi çeker.
Burada, 1402 yılında, Timur tarafından, kızı Melikşah adına, bu açık hava hamamı yaptırılmıştır. Hamamın suyunun özellikle “deri” hastalıklarına iyi geldiği söylenmektedir. Ancak, 1979 yılında yapılan çalışmalarda, kaynağın suyunun bittiği ve kuruduğu görülmüştür. Ancak sıcak suyun bulunduğu yerde, sondaj yapılmış ve daha önce doğal yollarla çıkan su, günümüzde sondaj ile çıkarılarak, yine burada bulunan ve olimpik ölçülerdeki havuza aktarılmaktadır.
Havuz ve çevresindeki sosyal tesisler: Ankara İl Özel İdaresi tarafından yaptırılmış ve günümüzde, özel bir firmaya işletim hakkı devredilmiştir.

SELE KÖYÜ:
İlçe merkezine bağlı köy, Çubuk-II barajına, 10 km uzaklıktadır.
Çubuk-I ve Çubuk-II barajlarını besleyen Çubuk çayı, köyü ikiye bölmektedir. Köy içinde, kutsallığına inanılan iki türbe bulunmaktadır. Bunlar: Kalender Veli ve Siyami Dede türbeleridir.
Kalender Veli türbesinin yanında, Cemevi bulunmaktadır.



KARAGÖL:
İlçe merkezine 29 km. uzaklıktadır. Ankara şehrine ise, 68 km. uzaklıktadır.
Yıldırım dağları üzerinde, krater gölü şeklindedir. Buradan çıkan sular, Mürtet ovasını sulayan “Ova çayı” da dökülmektedir.
Çevresi ormanlarla çevrili bu günübirlik piknik alanı olarak kullanılan göl hakkında daha ayrıntılı bilgi isterseniz: yine bu sitede “Karagöl” adı altında ayrıntılı bir yazı ve fotoğraflar bulabilirsiniz.

rezene

hafsa
REZENE ÇAYININ FAYDALARI

Rezene çayının sağlık için faydalarından bazıları şunlardır:

* Rezene tohumu sindirime etkili bir yardımcıdır. Gastrointestinal sistemdeki düz kasların gevşemesine ve gazı, şişkinliği ve mide kramplarını azaltmasına yardımcı olabilir. Rezene tohumlarından yapılan çaylar, irritabl bağırsak sendromu, ülseratif kolit, Crohn hastalığı ve gastrointestinal sistemi etkileyen diğer durumların neden olduğu mide kas spazmlarını tedavi etmek için kullanılabilir.

* Rezene yapısındaki potasyum sayesinde gerilmiş damarları rahatlatır ve kan basıncını düşürür. Tansiyonu dengeleyerek kontrol altında tutar.

* Rezene çayı antimikrobiyal ve antiviral bir ajandır. Soğuk algınlığı hissediyorsanız, rezene çayı içmek vücudunuzun bağışıklık sisteminize saldıran patojenlere karşı savaşmasına yardımcı olabilir.

* Rezene mükemmel bir lif kaynağıdır. Lif, kolesterolün yeniden emilimini önler ve kalp hastalıklarına karşı koruma sağlar. Ayrıca zengin bir potasyum kaynağı olan rezene, kan basıncını kontrol etmeye yardımcı olur ve sodyumun istenmeyen etkilerine karşı koyar. Bu, hipertansiyonu ve nihayetinde kalp hastalığını önler.

* Rezene, bağışıklık sistemini güçlendiren güçlü bir antioksidan olan mükemmel bir C vitamini kaynağıdır. Rezene ayrıca T hücrelerinin üretimini uyarabilen selenyum da içerir. Ayrıca bağışıklığı daha da geliştirmeye yardımcı olan antimikrobiyal özelliklere sahiptir.

* Rezene tohumu ekstrelerinin glokom tedavisinde potansiyel olarak yararlı olduğu bulunmuştur. Rezene çayını doğrudan göz damlası veya kompres olarak uygulayın.

* Rezene çayı kilo vermek isteyenlerin tüketmesi gereken bir içecektir. Metabolizmayı hızlandırarak yağ yakmayı kolaylaştırır.

* Rezene çayı, iyi uyku için hayati önem taşıyan bir kimyasal olan melatonin bakımından zengin olduğu için mükemmel bir gece çayıdır. Çayın sindirime yardımcı olduğu, vücudu rahatlattığı ve stres seviyelerini düşürdüğü için rahat bir uyku uyumanıza yardımcı olur.

* Mükemmel bir antimikrobiyal ajan olan rezene, diş eti iltihabının tedavisine yardımcı olur.

pınar altuğ

padisah
Pınar Altuğ Atacan, Türk oyuncu, sunucu ve eski manken.
Doğum tarihi: 2 Eylül 1974 (45 yıl yaşında), İstanbul
Etkin yıllar: 1995-günümüz
Evlilik: Umut Elçioğlu (2000-2003); Yağmur Atacan (2008-günümüz)
Eş: Yağmur Atacan (e. 2008), Umut Elçioğlu (e. 2000–2003)
Çocuklar: Su Atacan

uçan araba

padisah
Uçan araba 599 bin dolar mış amerika icat etmiş düşünseniz bi araba tepemizde geziyo çok korkunç türkler karada gidemiyor her gün binlerce insan ölüyor kazadan havadan insan yağar artık

erdal inönü

padisah
Erdal İnönü, Türk fizikçi, âlim ve siyasetçi. Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün oğludur.
Doğum tarihi: 6 Haziran 1926, Ankara
Ölüm tarihi ve yeri: 31 Ekim 2007, Houston, Teksas, ABD
Eş: Sevinç İnönü (e. 1957–2007)
Defnedildiği yer: Zincirlikuyu Mezarlığı, İstanbul
Kardeşleri: Ömer İnönü, Özden Toker, İzzet İnönü

volkan sevarcan

padisah
Volkan Severcan, Türk oyuncu ve seslendirme sanatçısı. İzmir Özel Türk Koleji mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü Oyunculuk bölümü mezunu olan sanatçı, sanat yaşamına 1984 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları'nda başladı. Vikipedi
Doğum tarihi: 28 Ağustos 1966 (53 yıl yaşında), İzmir
Eş: Müge Severcan (e. 1997), Buket Dereoğlu (e. 1994–1996)
Çocuklar: Melis Severcan

trablus savaşı

padisah
1878 Berlin Antlaşması'nda Osmanlı topraklarının paylaşımından bir hisse koparamamış olan İtalya yetersiz gücüne rağmen emperyal hayaller peşinde koşmakta, diğer sömürgeci büyük devletlerle kıyaslanamayacak kadar zayıf durumdaki askerî ve ekonomik durumunu hesaba katarak yakın yerleri gözüne kestirmekteydi. Hedeflediği yer ise uzun zaman önce Fransız hâkimiyetine geçmiş, Kuzey Afrika'daki eski Osmanlı toprakları olan Tunus ve Cezayir arasındaki Trablusgarp vilâyeti ile Bingazi (Cyrenaika) sancağıydı. İtalya bu emellerle buraya birtakım ekonomik yatırımlar da yapmıştı. Tunus'un Fransa tarafından ele geçirilmesi İtalya'nın bu hedefine daha sıkı sarılmasına yol açmış olmakla beraber devletler arası denge siyaseti ve devlet olarak kendi gücü, başına buyruk davranmasına imkân vermiyordu. 20 Mayıs 1882'den beri İttifak devletler grubuna (Almanya, Avusturya-Macaristan) dahil ise de amacına olumlu bakıldığı anda İtilâf grubu (İngiltere, Fransa) içinde yer almaya hazırdı. Fransa'nın genişlemesini Fas'a da teşmil etmesi, Trablusgarp ve Bingazi'nin zaptı istikametindeki “millî dava”ya daha da haklılık kazandırmaktaydı. Türk idaresi altında gelişmediğini iddia ettiği bu topraklara medeniyet götürme söylemi sömürge edinme politikasının gerekçesi olarak ileri sürülmekte ve böyle kazanımlar büyük devlet olmanın göstergesi sayılmaktaydı. İtalya'nın Kuzey Afrika'daki son Osmanlı topraklarını işgali, küçük Balkan devletlerini de harekete geçirebileceği ve bunları, aralarındaki anlaşmazlıkları bir tarafa bırakarak Osmanlı Devleti'nin Avrupa'daki hâkimiyetine son vermeye yönelteceği gibi endişeler, böyle bir gelişmeye müdahale etmesi kaçınılmaz olan Avusturya-Macaristan'ı Roma karşısında engelleyici bir politika izlemeye itmekteydi. İtalya'nın üçlü ittifak içinde kalmaya devam edeceği ve Balkanlar'daki durumun değişmesini arzu etmediği gibi Başbakan Giovanni Giolitti'nin verdiği teminatlar Avusturya'nın itirazlarını yumuşatmaktaydı. Fransa'nın Fas krizi yüzünden Almanya ile uzlaşmaya yakın olması, İtalya'nın saldırı planlarını vakit geçirmeden uygulamaya sokması gerektiğine işaret etmekteydi. 1911 sonbaharında dış siyasetteki genel dengeler büyük devletlerin işgal esnasında sessiz kalacakları güvencesini vermekteydi.

Mülkün sahibi olan Osmanlı Devleti'ne gelince, II. Meşrutiyet'in ilânından beri içinde bulunduğu kargaşadan ötürü gelişmelerin sistemli bir tarzda gözlendiğini ve gerekli önlemlerle düşmanın niyetlerine engel olmaya çalışıldığını söylemek mümkün değildir ve özellikle iç siyasette İttihat ve Terakkî Fırkası'nın ordu ve hükümet politikalarında büyük bir zafiyetin oluşmasına yol açtığı bilinmektedir. İtalya'nın askerî açıdan harekete geçmesi bu şartlarda başladı. Kasım 1908 – Ocak 1910 arasında Roma elçiliğinde bulunmuş olmasından ötürü sadârete gelen ve görevine 12 Ocak 1910'da başlayan Hakkı Paşa'nın kurduğu hükümetin İtalyan saldırısına karşı tamamen hazırlıksız yakalanmış olmanın mesuliyetini taşıdığı açıktır. Uzun zamandan beri pek çok kanaldan gelen uyarı haberlerine rağmen savaş ilânından üç gün önce mecliste yaptığı konuşmada sadrazam, Türk-İtalyan ilişkilerinin dostça bir seyir takip ettiğini söylemekte ve İtalya'nın kesinlikle Trablusgarp'a saldırmak gibi bir düşüncesi olmadığı teminatını verebilmekteydi (Kurtcephe, s. 69). Aksi ortaya çıkınca, “Eskiden bizim durumumuza düşenin kafası vurulurdu” diyerek istifa etti ve yerine II. Abdülhamid döneminden kalma Küçük Said Paşa getirildi. Said Paşa'nın, dostluğuna bel bağlanan Almanya'nın harekete geçirilmesi girişimi karşılık bulmadığı gibi İngiltere'ye yapılan, Trablusgarp'a el koyarak burasını Mısır statüsünde idaresine alması veya yardımı karşılığında Osmanlı Devleti'nin İtilâf grubuna girmeye hazır olduğu gibi teklifleri de kabul edilmedi. Bu garip girişimler, devletin içinde bulunduğu çaresizlik kadar devletler arası dengelerin de dikkate alınmadığını göstermekteydi. İtalya'nın büyük devletlerin onayı alınmadan böyle bir tecavüze kalkışamayacağının bilinmesi icap ederdi ve hükümetin, iç siyaset çalkantıları içinde açıkça gelmekte olan bu saldırıya karşı yetersiz bazı sevkiyat dışında ciddi bir önlem alamadığı görülüyordu. Nihayet özellikle hilâfet konumu ve Arap kamuoyu hesaba katılarak Trablusgarp'ın savaşmadan İtalya'ya terkedilmesi sakıncalı bulunduğundan silâha sarılmaktan başka bir seçenek kalmıyordu, gerçekten de müslüman halk İtalyan saldırısını İslâmiyet'e yapılmış bir tecavüz olarak görüyordu. Bu sebeple Avlonya'dan Şam'a, Selânik'ten, Üsküp'ten Bağdat'a ve Anadolu'nun Kuzey Karadeniz kıyı bölgelerine kadar hemen her yerde yardım toplanıyor, özellikle İttihat ve Terakkî Fırkası kulüpleri vasıtasıyla iâne toplanması başarılı bir şekilde yürütülüyordu. Mısır, Hint iâne cemiyetlerine Cezayir ve Tunus'taki müslümanların yardımları da ekleniyordu. Müslüman hassasiyetine rağmen İtalyan saldırısından ötürü, Osmanlı topraklarında yaşayan çok sayıdaki İtalyan vatandaşının gözetim altına alınması veya sınır dışı edilmesi gibi bir uygulamaya diğer büyük devletlerin tepkisinden çekinildiği için girişilmedi. Bu sebeple öfkeli ahalinin İtalyanlar'a karşı taşkınlıklarda bulunmasını önleyecek zabıta önlemleri alındı. Büyük devletlerin ara buluculuk etmelerine imkân vermek üzere ve yapılan teşebbüslerin olumlu sonuç verebileceği beklentisinden hareketle bizzat Harbiye Nâzırı Mahmud Şevket Paşa'nın Trablusgarp'taki askerî âmirlere saldırıya şimdilik karşılık verilmemesi türünden garip emirler vermesi çaresizliği yeterince ortaya koymaktaydı (a.g.e., s. 77). 29 Eylül'de ilân edilen savaş kısa zamanda gerçek boyutuna eriştiğinde ise sahil kesimlerinin dışında kalan iç bölge hatlarının mutlak surette savunulması ve düşmanın iç kesimlere girmesinin önlenmesi, direnişi güçlendirmek üzere yerli halkın, bu arada özellikle Senûsiyye tarikatı ve onun şeyhi Seyyid Ahmed Şerîf'ten yardım istenmesi öngörüldü; bu istek umulanın üstünde ve Osmanlı sonrasında da devam eden bir karşılık buldu. Gönüllü subayların katılımı ve yönlendirmesiyle etkili bir hale getirilen yerli halkın savunmaya katılışı ve direnişi İtalyan işgalini uzun yıllar sahil bölgelerine hapsetti. Bu toprakların yapılan barış uyarınca İtalya'ya terkedilmesinden sonraki yirmi sene içinde işgalcilerin hâlâ iç bölgelere girebilmek için uğraşmaları, yerel ahalinin örgütlenmesi halinde sömürgeci devletlerin pek fazla şansları olamayacağını açıkça göstermekteydi. Öte yandan, daha baştan beri Osmanlı devlet adamlarında Kuzey Afrika'daki bu toprakların elde tutulmasının mümkün olmadığı kanaati hâkimdi, dolayısıyla zevahiri kurtaracak bir çözüme hazırdılar ve ilk anlardan itibaren de bunun yollarını aradılar. Savaş ilânına rağmen hükümet barışçı çözümler bulunacağı beklentisiyle hâlâ İtalyanlar'a karşı direnilmemesi ve düşmanlıklardan kaçınılması yolunda emirler gönderiyordu. Müslümanların tepkilerinden ve İngilizler'in Osmanlı hilâfeti aleyhindeki planlarından çekinilmese, Bosna-Hersek ilhakında olduğu gibi durum bir oldubitti ile kabul edilebilecekti.

Preveze'deki bir Osmanlı torpidosunun topa tutulmasıyla İtalyan saldırısı savaş ilânından sonra hemen başladı. Trablusgarp-Bingazi önlerindeki abluka 25-26 Eylül'den itibaren zaten fiilî olarak uygulanmaktaydı, savaşın ilânıyla bu daha da sıkılaştı. Bölgede savunmaya yönelik herhangi bir önlem alınmadığı ve uzun zamandır süregelen işgalle ilgili söylentilere rağmen asker ve silâh yığınağı yapılmadığı gibi mevcut askerî güçlerin önemli bir kısmı da Yemen'de 1910'da tekrar alevlenen ve halen sürmekte olup İtalya tarafından da desteklenen Seyyid İdrîs isyanının bastırılmasında kullanılmak üzere gönderilmişti. İngilizler'in ve Fransızlar'ın engellemeleri sebebiyle Trablusgarp'a Mısır ve Tunus üzerinden yardım gönderilmesi mümkün olmadı, Osmanlı donanmasının zayıf ve yetersiz hali deniz yoluyla ulaşılmasını da imkânsız kılıyordu. Ekim başından itibaren kablo bağlantısı İtalyanlar tarafından kesilince Trablusgarp-İstanbul arasında haberleşme tamamen koptu. Bu durum yerel ahalinin ve az sayıdaki Osmanlı kuvvetlerinin, daha önce verilen emirlerin aksine iç taraflara çekilmekten ziyade düşman istilâsına sahillerden başlamak kaydıyla şehir içinde karşı koyma azmine halel getirmediyse de başlayan bombardımana direnmenin imkânsızlığı kısa zamanda anlaşıldı ve sahillerden uzaklaşarak iç taraflara çekilmek kaçınılmaz hale geldi. Trablusgarp şehri 9 Ekim'de teslim olmak zorunda kaldı. Bir gün önce Tobruk ele geçirilmiş, ardından Derne (16 Ekim) ve Bingazi (21 Ekim) işgal edilmişti.

Bazı Osmanlı gönüllü subaylarının Mısır ve Tunus üzerinden gizlice Trablusgarp'a varmaları ve yerel güçleri düzenlemeleri, düşmana karşı direnişin önde gelen isimlerinden Süleyman el-Bârûnî'nin etkin rolü ve Senûsî şeyhi Ahmed Şerîf'in cihad çağrısı işgal kuvvetlerinin bölgenin içlerine doğru ilerlemesini güçleştirdi. Osmanlı subayları, Derne'nin 15 km. doğusundaki Aynülmansûr'da doğu, batı ve kuzey cephelerine taksim edilen Bingazi Genel Karargâhı'nı kurdular. Enver Bey 1 Aralık 1911'de buraya gelerek kırk kadar subay ve 400 askerden oluşan karargâhın kumandasını üstlendi. Orduya katılan gönüllü subaylar arasında bulunan Mustafa Kemal doğu cephesinin (Tobruk/Derne) kumandasını üstlendi, burada mart-ekim arasında süren çatışmaları yönetti. Enver Bey'in faaliyetleri özellikle Senûsî şeyhi ve çevredeki kabilelerle olan münasebet açısından önem kazandı, kendisinin padişah sarayına damad adayı olması konumuna değer katmakta, Enver de bunu abartarak öne çıkartmaktaydı. Enver Bey, Senûsî ailesinden evlenip Osmanlı hâkimiyetinin resmen sona ermesinin ardından bir Arap hilâfetinin önderliğine soyunması (Simon, s. 147) gibi rollerin biçildiği yaklaşımları ve söylemleri içinde yerli ahalinin örgütlenmesi ve etkin bir direnişin oluşturulmasında başarı kaydetti. İtalyan kuvvetlerinin, işgalden sonra Trablusgarp valiliğine tayin edilen Neşet ve Ali Fethi beylerin kumanda ettikleri Türk birlikleri karşısındaki zayiat ve yenilgisi bunun bir göstergesi oldu (23 Ekim 1911). İtalyan hükümeti bu gelişme karşısında telâşa kapılarak Trablusgarp ve Bingazi'nin ilhak edildiğine dair bir beyannâme yayımladı (5 Kasım 1911). Başarısızlık, Osmanlı Devleti'nin başka cephelerde de sıkıştırılması ve işgali kayıtsız şartsız tanıyacak bir barışa yanaştırılması arayışını beraberinde getirdi.

ressam halil paşa

padisah
Halil Paşa, Türk ressam. Türk resminin Asker Ressamlar kuşağından tanınmış bir ressamdır. Portreleri, İstanbul ve Kahire peyzajları ile tanınır.
Doğum tarihi: 1857, Üsküdar, İstanbul
Ölüm tarihi ve yeri: 1939, İstanbul
Eğitim: İstanbul Teknik Üniversitesi

ahi ne demek

padisah
Ahilik, Ahi Evran tarafından Hacı Bektaş-ı Veli'nin tavsiyesiyle kurulan esnaf dayanışma teşkilâtıdır. ... Günümüzün esnaf odalarına benzer bir işlevi olan Ahilik iyi ahlakın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün güzel meziyetlerin birleştiği bir sosyo-ekonomik düzendir. Ahi Evran'a Ahi Baba da denir.

ilhan irem

padisah
İlhan İrem, doğum adıyla İlhan Aldatmaz, Türk şarkıcı, besteci, söz yazarı, şair ve yazar.
Doğum tarihi: 1 Nisan 1955 (64 yıl yaşında), Bursa
Eş: Hansu İrem (e. 1991)
Filmler: Üç Sevgili
Türler: Rock Müzik, Progresif Rock

orhan pamuk

padisah
Ferit Orhan Pamuk, Türk yazar. Birçok başka edebiyat ödülünün yanı sıra 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü kazanarak bu ödülü alan en genç kişilerden biri olmuştur.
Doğum tarihi: 7 Haziran 1952 (67 yıl yaşında), İstanbul
Eş: Aylin Türegün (e. 1982–2001)
Ödüller: Nobel Edebiyat Ödülü, Uluslararası Dublin Edebiyat Ödülü, Diğer
Filmler: Hatıraların Masumiyeti, Gizli Yüz, Bosch, the Garden of Dreams
Eğitim: İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Robert Koleji

ölüm

padisah
Ölüm, bir canlı varlığın hayati faaliyetlerinin kesin olarak sona ermesidir. Canlı varlıkların herhangi bir dokusunun canlılığını kaybetmesine de ölüm denir. Canlının ölümünden bahsedebilmek için, hayati faaliyetlerin bir daha geri gelmemek üzere sona ermesi şarttır. Zira boğulma, donma, zehirlenme tehlikesi geçiren ve kalbi duran kişilerde suni teneffüs ve kalp masajı yapılarak, durmuş gibi görünen solunum ve dolaşım fonksiyonlarının tekrar başlatılması çok kere mümkün olmaktadır.

depresyos tanısı

padisah
Depresyon tanısı nasıl konur?
Depresyon psikiyatride iyi tanımlanmış ve sınıflandırılmış bir hastalıktır. Hastadan alınacak iyi bir öykü ile tanı konur. Ayrıca hekimlerin kullandığı bir depresyon testi bulunmaktadır.

Yaygın anksiyete bozukluğu, mevcut durumla alakasız düzeyde yoğun endişe ve kaygı halidir. Bu durum kişinin günlük ve sosyal hayatını etkiler. Duyulan kaygılar genellikle iş, sağlık, para yada aile ile ilgilidir. Denetlenemez durumdaki kaygı hali en az 6 aydır devam etmektedir. Yaygın anksiyete bozukluğunu depresyon ile karıştırmamak gereklidir.

müşfik kenter kim

padisah
Müşfik Kenter Türk tiyatro oyuncusu. Yıldız Kenter'in kardeşidir. Ablası ile birlikte Kent Oyuncuları'nın kurucularındandır.
Doğum tarihi: 9 Eylül 1932, İstanbul
Ölüm tarihi ve yeri: 15 Ağustos 2012, İstanbul
Doğum: 9 Eylül 1932; İstanbul, Türkiye
Eş: Kadriye Kenter (e. 1976–2012), Oya Kenter (e. ?–1963)
Çocuklar: Balam Kenter, Elvan Kenter, Melissa Kenter, Mahmut Kenter

m.kemal atatürk

padisah
Mustafa Kemal Atatürk, Türk mareşal, devlet adamı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu. 1923'ten 1938'deki vefatına kadar arka arkaya 4 kez cumhurbaşkanı seçilen Atatürk, bu görevi en uzun süre yürüten cumhurbaşkanı olmuştur.
Doğum tarihi: 19 Mayıs 1881, Selanik, Yunanistan
Ölüm tarihi ve yeri: 10 Kasım 1938, Dolmabahçe Sarayı, İstanbul
Tam adı: Ali Rıza oğlu Mustafa
Hizmet yılları: 1893-1927

rap parçalarından sözler

Smn.zmc
1-)Tükendim ama nabız atıyor.(Şehinşah)

2-)Bildiğim tek şiirsin,anlamın derin.
(Sagopa Kajmer)

3-)Doğru yolu seçtim ama yeşil ışık yanmadı.
(No.1)

4-)Bana yol gösterme de tut elimden.
(Hidra)

5-)Aynı gökyüzüne bakan başka şehirleriz.
(Sehabe)

6-)Güneşi söndürün,öldü umutlar.
(Tankurt Manas)

7-)Zamana bırakmayı da zamanla öğrendik.
(Contra)

8-)Yağmuru sevemezsin,ıslanmadan.
(Sehabe)

hoşgeldin sefalar getirdin!


Kelebek Sözlük duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağı.

kayıt ol

size daha iyi hizmet sunmak için kelebek sözlük'de çerezler kullanıyoruz. kelebek sözlük sitesini kullanarak çerezlere izin vermektesiniz. detay
x